Kefili Borçtan Kurtaran Bazı Durumlar

29.10.2020
Av. İzzet Yıldız

“Borcun yoksa kefil ol; işin yoksa şahit ol!” atasözüne dahi yansıdığı üzere kefalet, kimi zaman fazlaca can yakabilen bir sözleşmedir. Bir başkasının borcunu ödemek zorunda kalması, kefil olan kişi için hayli zor bir durumdur. Kefilin, üstlendiği borçtan kurtulmasının ise hukukumuzda bazı yolları bulunmaktadır.  
Günümüzde çoğu borçlanmalarda borç veren kişi ya da kurumlar, alacağını teminat altına alabilmek amacıyla rehin, ipotek veya kefil talep edebilmektedir.  
Hukukumuzda kefalet sözleşmesi, güvence sağlama amacını taşıyan sözleşmeler arasında yer almaktadır. 01.07.2012 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu ile kefalet sözleşmelerinin geçerliliği bazı şartlara bağlanmıştır. Buna göre kefil, sorumlu olduğu azami borç miktarını, kefalet tarihini ve eğer müteselsil kefil oluyorsa bu anlama gelen ifadeyi kendi el yazısı ile sözleşmeye yazmalıdır. Bu koşulları taşımayan kefalet sözleşmeleri geçersiz olup kefil yönünden hüküm ifade etmemektedir. Ancak uygulamada çoğu zaman bu geçersizliğin dava veya itiraz yoluyla ileri sürülmesi gerekmektedir.  
Kefalet sözleşmeleri ayrı bir sözleşme olarak yapılabileceği gibi kimi sözleşmelerin içerisine kefalet kaydı konulması yoluyla da yapılabilmektedir. Hatta çoğu zaman bir sözleşmeye kefalet kaydı konularak yapılır. Örneğin kira sözleşmesini kiracı ile kefilin birlikte imzalamasında kira sözleşmesi içerisine kefalet kaydı konulmuş olmaktadır. Yine örnek üzerinden devam edilirse kefilin, bu kira sözleşmesini sadece isim ve soy ismini yazarak imzalaması Borçlar Kanunu anlamında geçerli bir kefalet için yeterli değildir. Kefilin sözleşme tarihini, üstlendiği azami borç miktarını da kendi el yazısı ile yazması gerekmektedir. Aksi halde kefile karşı icra takibi yapılsa veya alacak davası açılsa dahi kefil, sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek borçtan kurtulabilecektir.  
Kefilin, kefalet tarihinde evli olması halinde eşinin de bu kefalete yazılı rızası bulunmalıdır. Eşin rızası olmadan yapılan kefalet sözleşmeleri kanun gereği geçersizdir.  
Öte yandan hangi sebeple olursa olsun asıl borç sona erince kefil de borcundan kurtulur. Yine kefalet tarihi üzerinden on yılın geçmesiyle kefalet kendiliğinden sona erer.  Henüz borç doğmadan önce kefalet verilmişse kefilin, kefaletten dönme imkanı da bulunmaktadır.  

Yazarımız Ahmet Köksel’in Köşe yazısını sesli makale olarak dinlemek için tıklayınız.