sakarya escort adapazarı escort anal escort akyazı escort erenler escort hendek escort karapürçek escort karasu escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort kampüs escort escort escort bayan escort sakarya sakarya escort bayan
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort karapürçek escort karasu escort kaynarca escort kocaali escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya
serdivan escort serdivan escort bayan escort bayan bodrum escort marmaris escort eporner ankara travesti marmaris escort
Eskiden Kürkün İçerisine Yatmak, Villada Yatmak Gibiydi | Tuz Gölü Gazetesi

Eskiden Kürkün İçerisine Yatmak, Villada Yatmak Gibiydi

28.02.2019 - 11:24 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu Eskil’in Tol Yaylası’ndan Hasan Hüseyin Kesikbaş oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Eskiden Kürkün İçerisine Yatmak, Villada Yatmak Gibiydi

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu Eskil’in Tol Yaylası’ndan Hasan Hüseyin Kesikbaş oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Hasan Hüseyin Emmi öncelikle kendini tanıt?

Ben Eskil’in Tol Yaylası’ndan Hasan Hüseyin Kesikbaş. Dedeme Kel Ağa derlerdi, Kel Ağanın Mahmut’un oğluyum. Babam bir evlattı, çokta varlıklıydı ama babam biraz cahil olduğundan mala kaymolamadı. Destek olacak kimsesi yoktu. İşte bir biçerdöveri vardı, Eskil’e ilk traktörü dedemle hasta Mecit getirmiş. Oliver traktör almışlar o zaman. Ankara’dan Vehbi Koç’tan aldılar.

Babam buradan traktör almaya Ankara’ya gitti. Onun hikayesi de şöyle, traktör Amerika’dan Mersin’e geldi gemiyle. Mersin’den de trenle Ankara’ya geldi ama babam iki üç ay Ankara’da bekledi. Bu sürede traktörün parasını Ankara’da yemiş. Tekrar geldi köyümüze, o zamanlar ben 9-10 yaşlarındaydım. Geldi dedeme dedi, “baba ben parayı yedim” diye. Tuttu dedem bir traktör pas daha verdi babama, tarh 1950 – 51 yıllarıydı. O zaman işte tekrar gitti, 1 hafta 10 gün içerisinde traktörü aldı geldi.

Dedemle, Hasa Mecit aldıktan sonra Eşmekaya’nın halkıda havas etti, onlarda getirmeye başladı. Bizimkilerin getirdiği gazlı oliverdi, o adamların sonradan getirdiği Masaris falan getirdi. Onları daha iyi oldu. İşte böyle yaşadık, geçti.

Eski dönemde çiftçilik nasıl yapılırdı emmi?

Benim ilk aklım erdiğinde, yani 1946 doğumluyum, 1950’den bu yana iyi hatırlarım. O zamanlar çarıkla öküzle tarlaya giderlerdi. Önceden hatta demir pullukta yoktu. Gürben ağacın ucuna sivri bir şey takarlardı, onunla tarlayı sürerlerdi. Sonradan demir pulluk çıktı, onla sürüldü. Ondan sonra çifte demirli çıktı. Ondan sonra traktörler geldi.

40 dönümlük bir dağıtım olmuştu, 1950’lerde. Dolgunun yaylasının etrafı, tüm yavşanlıktı. Traktörde bir bizde var. dedem rahmetliğe geliyor adamlar. “Ya Recep ağa, bizim tarlayı sür, 3 sene ekin kaldır sonra da bize geri ver” diyorlardı. Çünkü tarla sürülmezse ıslah edilemiyordu. Atla falan sürülmüyor. Dedem o zaman kum ocaklarının yakınlarında 300 – 400 dönüm tarla verdiler.

O zaman motorla alelusul sürdük, ektik. Gübre falan yok, Allah’ta iyi yağmur verdi; bayağı harman kaldırdık. O zamanlar noda yapılmazdı. Çukur kazarlar, etrafına saman dökerler, üzerini kapatırlardı buğdayın. Böyle bayağa 10 kadar buğday çukurumuz oldu. O zaman birçokları un hazırlayamazdı. Biz 3 sene ektik, bayağı mahsul kaldırdık.

Birinde de şunu hiç unutmam. Celil’de Yonuz emmi derlerdi, onun tarlayı tuttuk. Biz tarlayı sürerken, Yonuz emmi pilav pişirdi geldi, yiyelim diye. Biz tarlayı kendimize sürüyoruz, kendimize nadas ettik, kendimize ekiyoruz. Yonuz Emmi beyaz eşeğe binmiş, birde hanımına pilav pişirtmiş, cingile koymuş gelmiş.

Dedem darıldı, kızdı. “niye pilav getirdin” dedi. “Ya tarlayı sürüyorsun” dedi Yonuz emmi. “Ya arkadaş ben kendime sürüyorum” dedi dedemde. “Tarlamı ıslah ediyon, üç sene daha süreceksin” dedi. dedem o pilavı yemedi. Zaten biz hazırlıklı giderdik. Bizde çocuğuz ya o zaman, şöyle gözüm baktı. Babam rahmetlik, getir yiyelim dedi, bizde yedik. O da sevindi gitti.

O tarlaları biz üç sene, motorla sürdük, yavşanını ıslah ettik, bedava ekin ektik. Cenabı Allah yağmuru da bol verdi, motorla çekmeyle baş edemezdik.

Eskiden yemekler neler vardı emmi?

Eskiden bulgur pilavı vardı daha çok, ekseri akşam pişirirlerdi. Kaymaktan yağ yaparlardı, ayrı tavada kaymağı kaynatırlardı, suyla da bulguru pişirirlerdi. Kaymağı ufak tavadan, büyük tavaya döktüklerinde ta köyün öbür başından kokusu gelirdi. Nefis bir kokusu olurdu. Her şeyi organik tabii ki.

Ben bak varlı adamın çocuğuydum, kahvaltı falan doğru düzgün yapılmazdı. Babam binde bir yola falan gideceğinde adam akıllı bugünkü kahvaltılardan yapardı. Onun harici kuru yavan, yenirdi. Un çorbası yapılırdı, buram buram kokardı. Ben çayı mesela çocukken neredeyse hiç görmedim.

Öğlen olduğunda yemek yapılmazdı, cücük tarhanayla geçerdi. Genellikle sabah akşam olurdu yemek. Sabah bile bulgur pilavı yenirdi bazen. Annem yumurta haşlardı sabahları, tepesini delerdi, kaşıkla yerdik. 

Arabaşı vardı, tadı hala damağımdadır. Ya ava gidilir tavşan eti konurdu ya da horoz. İkisi çok iyi olurdu. Hatta geçen bunu anlattıydım, torun Allah razı olsun yapmış beni davet etti; o kadar mutlu oldum, o kadar hoşuma gitti ki anlatamam.

O zamanlar arabaşı yapıldığı zaman öyle aile içinde falan yenmezdi. Komşular çağrılır, hep birlikte yenirdi. Şimdi o muhabbet, o birliktelik kalmadı.

Eskiden olan ama şimdi neredeyse bitmiş olan meslekler neler emmi?

Galeyciler vardı, ilkbaharda gelirdi. Bir Trabzon’dan gelirdi birde Aksaray’ın göçmenleri vardı, Kurtuluşta otururlardı; onlar gelirdi. 1 ay, 40 gün galey yapardı. Bir kişinin işini 3 günde ancak bitirirlerdi.

Kürkçüler Eskillilerdi, Karakayalar yapardı. İyi koyun derisini seçerlerdi. Bu adamlara getirirler, bunlarda bu deriyi tuza yatırırlardı. Bir insan kürkün içine yattığı zaman, yorgan minder istemezdi. Bunu ekseri ağalar yaptırırdı, her insanın gücü yetmezdi. Sonra sonra ipten dokuttular, kebeydi onun adı da o biraz daha iyi oldu.

O zaman Karatepe’ye giderlerdi, ot dermeye. Bu kürkleri orada giyerlerdi. Kebeyi giydimi insan bayağı rahat ederdi içinde. Kürkün içinde yatan adam, villada yatmış gibi dinlenir kalkardı uykudan. Bu da her adamın elinde bulunmazdı, neden yokluk vardı.

Valla özlüyoruz o günleri. Kürk bir babamın vardı, birde dedemin. Onların haberi yokken ben giyer, güzün dışarıya gidince yatardım. Eski adamların yatakları falan yundan olurdu. Kolay kolay hastalatmazdı, o yun yataklar, yorganlar. Eskimezdi de bir türlü, babamın yorgan var bir tane, öldük sonra ne ol bilmem ama bir adamı ölene kadar idare ederdi onlar.

Eskiden arkadaşlıklar, dostluklar nasıldı emmi?

Ovvv o günler bir başkaydı. Komşulara her gün akşam giderdik. Fincan oynardık. 7 tane fincanı kapalı şekilde tepsiye koyarlar; birinin altına yüzük ya da 25 kuruş koyardık. Eğer ilk seferde ya da son seferde bulursan sıkıntı yok ama aradaki fincanlardan birinde bulursan; bir iddia olurdu onu kaybederdin. Bakkal falan vardı işte, oraya kestane, lokum falan gelir; gider onu alırdın. Kaybeden adamda hiç üzülmez, gönlüyle alır, yiyenlerde gönlüyle yerdi.

Sohbetler çok güzel olurdu.

Evliliğin nasıl oldu emmi?

Çukuryurt’tan Sarı Usta’nın recep derler, bunla biz biçer ortağıydık. Urfa’ya gittik, ben o zaman 12 yaşlarındaydım; biçer süremem de, bunlara hızmat ederim. Kaynatam ustaydı, ortaktık ama kırığı çıkığı o yapardı. Biçerin bıçağı falan köreldi mi, onu taşla düzeltmek yok; koparırlar yeniden bıçak oturturlardı oraya.

Bıçak takarken, “ulan Hasan Hüseyin iyi yapış sana kızımı verecem” dedi. Neyse biz oradan ekini bitirdik, Adana’ya kadar biçeri sürerek sonra da trene atıp geldik. Burada da olan ekini derdik, o zaman antifriz falan yok; biçerin donacak şeylerini salar, koyardık köşeye.

İş bitince babamın aklına düştü, “Sarı hocanın sözü var” dedi. Gitti ama bizim hanım benden 4-5 yaş büyük. Bizimde o zaman havas mı ne gayrı, gönlümüz düştü. Babam gidip, “Sarı hoca sözünü tutuyon mu?” demiş. O adamda rahmetli, “öleceğim” desin, orada ölür yine sözünü tutardı. “onu şakasına söyledim” dese de babam “o işin şakası olmaz” demiş; orada yüzüğü takmış.

Ama ben daha nişanlımı görmedim tabii. Hiç bilmiyorum. Kim gelse, “şöyle güzel sözlün var” diyor, bizde merak ediyoruz ama bir türlü göstermiyorlar. Ben eşimi, evlendiğim gün gördüm. Ama bir memnunum arkadaş, benim çocukken aldı. Eğer öldükten sonra yine evlenme durumu olsun bunu alırım başkasını almam.

Benden biraz yaşlıydı işte, hastalandı bağrıma taşı bastım. İyi oldu şükürler olsun, çok huzurluyuz. Allah ondan razı olsun.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN

Yücel ALTAN 28 Şubat 2019

Hacı emmimin ellerinden öperim. Çok sevdiğim saydığım bir insan.

CEVAPLA

0 0
<---!linkleri birdaha kaldıran olursa bu siteyide silerim--->

bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

perabet giris adresi canli casino perabet grandpashabet 1xbet bahis kacak iddaa alanya escort bayan antalya escort bodrum escort seks hikayeleri sex hikayeleri

görükle escort escort bayan elit bayan escort escort kızlar bursa vip bayan eskort escort bayanlar escort

dini sohbetler- dini sohbet- islami sohbet- islami sohbetler- islami sohbet- islami sohbet- islami sohbet-