sakarya escort adapazarı escort anal escort akyazı escort erenler escort hendek escort karapürçek escort karasu escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort kampüs escort escort escort bayan escort sakarya sakarya escort bayan
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort karapürçek escort karasu escort kaynarca escort kocaali escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya
serdivan escort serdivan escort bayan escort bayan bodrum escort marmaris escort eporner ankara travesti marmaris escort
Eskiden İnsanlar, Sırtında Pullukla 4 Kilometre Yürüyerek Tarla Ekerdi | Tuz Gölü Gazetesi

Eskiden İnsanlar, Sırtında Pullukla 4 Kilometre Yürüyerek Tarla Ekerdi

24.01.2019 - 9:18 | Son Güncelleme: 24.01.2019 09:28 |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Küçüksekerler Yaylası’ndan Derviş Mehmet Oruç oldu. İşte geçmiş dönem, güzel hikâyelerle dolu bu sohbetle şimdi sizleri baş başa bırakıyoruz.
Eskiden İnsanlar, Sırtında Pullukla 4 Kilometre Yürüyerek Tarla Ekerdi

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Küçüksekerler Yaylası’ndan Derviş Mehmet Oruç oldu. İşte geçmiş dönem, güzel hikâyelerle dolu bu sohbetle şimdi sizleri baş başa bırakıyoruz.

Emmi öncelikle seni tanıyalım?

Ben Selam’ın Ömer’in en büyük oğlu Derviş Mehmet Oruç. 1954 doğumluyum. Eşim Rahime Oruç, halamın kızı olur. Eski zamanlarımızda bet vardı bereket vardı; büyük küçük belliydi. O zamanın arabalarıyla, yani at arabasıyla insanlar köy evlerinde toplanır sohbet ederdi. Bir küçük, oradakilere hizmet eder; büyüklerinin yanında eli önünde bağlı bekler, çıt çıkarmazdı. Büyükler konuşuyorken, küçükler dinlerdi. Ama şimdi o saygı sevgi hepsi kalktı. Babanın oğluna bile sözü geçmiyor artık.

O zamanlar, araba yok, doktor yok, hastane yok hiçbir şey yok. Birisi hasta oldu mu, yatağa yatar inim inim inlerdi. İlaç nadirdi, şimdi Allah’a şükür 112’yi aradın mı, ambulans kapına geliyor. Ben kendim bunu yaşadım. Selçuk Hastanesi’nde 1989’da mide ameliyatı oldum. Babam o zaman servetini batırmıştı. Hastaneden bana 4 buçuk milyar borç çıkardılar. Biz bir doktora durumu anlattık, o da “ben döner sermayeyle konuştum yardım edecek” dedi. Neyse benim işim bitti, babamı aşağıya döner sermayeye gönderdim. Babam boz köylü, sağına soluna bakarken bir memur çağırıp, sormuş “ne oldu” diye. “Bizim oğlan taburcu olacak” demiş babam, borcu çıkarmışlar, bir bakmış ki, 4 buçuk milyar. “Ben bunu ödeyemem” demiş babam, “o zaman sen git, oğlun kalsın” demişler. Ben gizli saklı o eczacıya gittim, eşi varmış; o da kocasını çağırdı, neyse geldi doktor konuştu; bir şekilde beni çıkardılar ama arkadan haciz göndermişler. Gittik, o zamanda Eskil’in ilk kaymakamı vardı, yalvardık, dedik “bizim durumumuz yok” diye. O da Allah razı olsun, faturayı alıp, ödemişti kaymakamlıktan.

Eskiden hayat şartları çok zordu.  Eskiden SGK hastanesi vardı Aksaray’da. Bir kuyruk var ki, sıra hayatta gelmez. Orada bir tanıdık vardı, ona dedim “ben uzak yerden geldim” o da “tamam ben, doktorun kapıcısını göreyim; o bağırsın ‘Derviş Mehmet Oruç’ diye, sende buradayım, de” dedi. Öylelikle önden girdik. O zaman muayene ne gezer, muayene etmeye kalksa kuyruk hiç bitmez. “Neren ağrıyor” diye sordu, “şuram” dedim, dört ilaç yazdı bana, o zaman SGK hastanelerinin altında eczane olurdu, ona götürdüm reçeteyi bana 2 ilaç verdi. “burada 4 ilaç var” deyince “git be başımdan” diye bağırdı.

Eski dönemlerde köy hayatı nasıldı ya emmi?

Babamgil üç biladerlerdi. Ömer, Mehmet Celal. Burada üç ev vardı, üç evin haricinde de başka ev yoktu. Mehmet Amcam, en büyüğüydü; Eskil’inde en zengini oydu. Babam amcalarımın yanında ayağımı uzatayım, sigara içeyim. Yok öyle bir şey. En büyük Mehmet Amcam, bir suçunu gördüğünde kaç yaşında olursa olsun, çat pat döverdi babamı da diğer amcamı da. Karşısında öylece dururdu. 1500 koyunu vardı, 8 işçisi vardı. Bin 500 ton buğday kaldırırdı. Birisi kapısına geldi mi, “Mehmet amca ben düğün tutacam” dedi mi, “kaç lira?” diye sorardı. “Ne zaman getirecen, nasıl ödeyecen” yok. Parayı getirirse, alır çekmeceye koyardı, getirmezse, hiç sormazdı bile.

O zaman 50 metreden çekilen aylanlı kuyular vardı. Atla, bazen sırtımızla kovayla su çekerdik. O 1500 koyun, o çekilen suyla doldurulurdu. Şimdi basıyorsun düğmeye su geliyor.

Eskiden adam tarlanın başında, üç gün beş gün biçer beklerdi. Biçer gelecekte ekini direcek. Ekin dirildi mi, buğday tarlada beklerdi. Çünkü kamyon ne arar. Birkaç tane vardı, işi bitecekte sıra gelecek öyle.

Hani dedim ya Mehmet Amcam çok zengindi diye, o bana geçmişte yaşadığını anlatırdı. “Oğlum” derdi “benim bir buçuk öküzüm var” “o nasıl oluyor amca” derdim. “Birisi at, birisi öküz. At, yarım öküz olur, ondan öyle derim” derdi. “Emmi tarlaya pulluğu nasıl götürürdün?” derdim, “oğlum, omzuma çul atar, tekli pulluğu 4 kilometre tarlaya kadar götürür, akşamda geri omzumda getirirdim” derdi. “Ne kadar yer sürerdin ya?” diye sorardım, “yarım dönüm, ya sürer, ya sürmezdim” derdi. “Ben öyle öyle bu zenginliğe, bu mertebeye geldim” derdi. Eskiden insanlar böyle çalışırmış, şimdi ne var hayatta. Günde yarım dönüm yer sürmek için, omzunda pulluğu 4 kilometre kim taşır?

Hatta sonra at ölmüş, o zamanlar fakirmiş, öküzün yanına eşek koşmuş. Mecit Emmi vardı, rahmetli Eskil’in reisi. O yoldan geçerken, Mehmet Amcamı görmüş. Dedeme demiş ki, “Selam, ahırda o kadar öküzün var, niye birini oğluna vermiyorsun” demiş. “Yo” demiş dedim, “Eğer ben Mehmet’e öküz verirsem, malının kıymetini bilmez, öyle öyle burnu sürtülsün, malının değerini bilsin” demiş.

Benim Selam dedemin tam 5 avradı varmış, o da ağa adammış. Beşinci hanımını Konya’dan getirmiş, hatta getirirken de, birinden fayton almış ödünç, gece getirmiş. Bizim burada da züverlik var. Konya’dan getirdiği avrat, “bunlar ne Selam” demiş. “Bunlar benim üzüm bağı” demiş dedem. Neyse sabah bir kalkmış ki kadın, ne üzüm bağı var, ne de ağaç. Kayalık, boz toprak. Dedem de koyunların yanında uğraşıyormuş, o yeni aldığı avratta eli arkasında, dedeme doğru geliyormuş. Dirseğine kadar, altın bilezik var tabii, dedem dediğim gibi ağa adamdı. “O elini arkandan çek” demiş. Kadın çekmemiş, bir daha demiş çekmemiş, bir daha demiş, en son çobanın elindeki kızılcığı alıp, kadını yıkmış oraya; sonra kadın yayan düşmüş yola. Dedem arkasından Mehmet amcamı göndermiş, “git analığından yağ, bir de tuluk al; şu kadını Konya’ya yık, gel” demiş. O kolunda bileziğin yanında, yağını, tuluğunu verip, kadını göndermiş.

Eskiden muhtar her şeymiş. Muhtara iki giremsiye verirmişsin, oğlanı askere göndermezmişsin. Atlardan bile vergi alınırmış, yüksek atları, vergi çıkmasın diye insanlar saklarlarmış. Eşkıya çok olurmuş, adam istediği şeyi çalar, vurur geçermiş.

1974’te bir kıtlık olmuş, Allah o sene yağmuru vermemiş, ekinler bitmemiş. Şimdiki gibi su ne arar, kuyu ne arar, ceyran ne arar. Eğer Allah yağdırırsa olur, yağdırmazsa olmazdı. O sene, yağış az olunca hiç ekin olmamış. Mehmet Amcamında 1500 koyunu var, gitmiş Konya’nın Karakaya köyünden sazlıkları söktürüp, saman yaptırmıştı. Hatta eskiden evlerin çatılarında çürük saman olurdu, onu açtırıp, o çürük samanı vermişti.

Daha eskiden Selam dedemin 800 koyunu varmış, o yavşan otlar olur, koyunlar aç; mecbur pirsin düşmüş yavşanı yayılmış koyunlar. O 800 koyundan 150 koyun kalmış, 650 koyun telef olmuş. Bir dağ olmuş, leşlerden.

Eskiden hayat böyleymiş. Bak şunu da söyleyim, Eskil’imizin en büyük hizmetkârı Mecit Ağaymış. Eskil’i Karapınar’dan Konya sınırına; Tuz Gölü’ne kadar büyüten buymuş. Bu hakimin karşısına çıkmış, hakim say Eskil’in arazisini demiş. Mecit Ağa tek tek saymış. Hakim senin tahsilin ne demiş. “Köy okulu” demiş. “O nedir?” diye sormuş hakim, işte köyde, çocukların bir odada toplanıp, okuma yazma öğretilmesi” demiş. “Eğer sen benim kadar okusan ne olurdu ki?” demiş hakim. Ve Eskil’in sınırlarını vermiş. İşte ondan sonra arazi dağıtımı yapıldı. Ne kadar yer çevirirsen, ne kadar yer gösterirsen o verilmiş. Bu 4 döşe benim diyormuşsun, senin oluyormuş.

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN

celalettin başpınar 30 Ocak 2019

yaş önemli değil tarihe meraklı bilge insanlar daha verimli olabilir tebrik ediyorum bu köşeden çok şey öğrendim.

CEVAPLA

0 0

Ahmet68 27 Ocak 2019

Bu işin iyice suyu çıktı. ilk başta çok güzel bilgiler içeriyordu muhabbetler. Ancak simdi 50 60 yaşındaki insanlar ile röportaj yapılıyor.

CEVAPLA

0 0

Mezgitli 4 Şubat 2019

Bunu işi gücü yalan

CEVAPLA

0 -2

suleyman köylu 24 Ocak 2019

yahu 1954 dogumlu kişi geçmişi ne bilecek kardeşim geçmişi bilenle sohbet et

CEVAPLA

0 0
<---!linkleri birdaha kaldıran olursa bu siteyide silerim--->

bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

perabet giris adresi canli casino perabet grandpashabet 1xbet bahis kacak iddaa alanya escort bayan antalya escort bodrum escort seks hikayeleri sex hikayeleri

görükle escort escort bayan elit bayan escort escort kızlar bursa vip bayan eskort escort bayanlar escort

dini sohbetler- dini sohbet- islami sohbet- islami sohbetler- islami sohbet- islami sohbet- islami sohbet-