sakarya escort adapazarı escort anal escort akyazı escort erenler escort hendek escort karapürçek escort karasu escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort kampüs escort escort escort bayan escort sakarya sakarya escort bayan
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort karapürçek escort karasu escort kaynarca escort kocaali escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort akyazı escort arifiye escort erenler escort ferizli escort geyve escort hendek escort pamukova escort sapanca escort serdivan escort söğütlü escort taraklı escort
sakarya escort sakarya escort bayan adapazarı escort escort sakarya
serdivan escort serdivan escort bayan escort bayan bodrum escort marmaris escort eporner ankara travesti marmaris escort
Büyük Dersler Çıkaracağınız Bir Hayat Hikayesi (Video Haber) | Tuz Gölü Gazetesi

Büyük Dersler Çıkaracağınız Bir Hayat Hikayesi (Video Haber)

25.07.2019 - 9:57 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Hürriyet Mahallesi sınırlarında bulunan Köşk Yaylası’ndan Celal Mutlu oldu. Şimdi sizleri, bu eğlenceli sohbetle baş başa bırakıyoruz. Sohbetin hepsini yazıya dökemedik, tamamı için videomuzu izleyebilirsiniz.

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLA

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Hürriyet Mahallesi sınırlarında bulunan Köşk Yaylası’ndan Celal Mutlu oldu. Şimdi sizleri, bu eğlenceli sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Emmi, bizler hayat hikâyelerini, geçmişten yaşanmış olayları ve acı tatlı tüm yaşanmışlıkları öğrenmeye çalışıyoruz. Öncelikle seni tanıyarak, sohbete başlayalım.

Ben Celal Mutlu, 81 yaşındayım. Herkes kaynakçı Celal olarak bilir. Bu 81 yaşın içerisinde, yalın ayak, karın üzerinde, kuzu güttüm. Babam çok galenderdi. Ama Allah öyle bir şeyler verdi ki bana, aklın dimağın durur. Neticede beni okutmaya, -şimdi ki gibi değil de- cami hocası olarak yetiştirmeye verdi. 3-5 sene okudum, hafızlığı bitirdim. Kuran-ı Kerim’i Elhamdülillah, gözü kapalı okurum. O zaman kadro yok, maaş yok; şu köye hoca duracan, bir sene bağıracan. Ağanın, komşunun gönlü olursa, 2 buçuk, 5 lira verecek.

Fakat ben çok hızlı bir gencidim o zaman. Bir düşündüm, böyle ile bu hayat geçmez. Ben ne yapayım dedim, başka bir zanaata geçeyim. Dediler ki komşular, “bu sene ki, Ramazan teravihlerini sen kıldır.” Ben de “olur” dedim. 100 liraya, bir teravih, bir ay boyunca. 27’nci gece, Kadir gecesi, bir adam geldi komşulardan. Öldü, Allah rahmet eylesin.

Adam, 2 buçuk lira fazla vermiş bana. En fazla veren 5 lira veriyor. Köylünün bir kısmı 2 buçuk lira veriyor, bir kısmı 5 lira veriyor. Bu 2 buçuk lira verenlerden olacakmış da, 5 lira vermiş. Bende “olur” dedim. Yalnız, bozuk yok.

O zaman 2 buçuk lira çok para, şimdi ki gibi değil. ben biçerdöverlerle sağa sola gittim de, 10 lira getirdim mi, çok büyük para getirirdim. Neyse komşunun birisi dedi ki, “ya 2 buçuk lira istenmez.” Adam dedi ki, “Niye istenmez, küssük gibi gölgede yatıyor”

Bu laf benim zoruma gitti. Hani, lafın birini koyup, diğerine gideriz de. Evveli birisi ormana girmiş, gezerken yolunu kaybetmiş. O sırada, aslan, kurt, tilki sesleri çoğalınca korkmuş. Ne yaparım, ne ederim derken, ağacın üzerine çıkayım orada uyuyayım” demiş.  Ağaca çıkıp, beklerken bir aslan gelip, ceylanı kapmış. Yemiş yiyeceğini gitmiş. O sırada, arka ayakları felçli bir tilki, sürünerek gelip, aslanın bıraktığı artığı yemiş. Adam demiş ki, “bu ayağı felçli tilkinin nasibini veren Allah, benimde nasibimi verir elbet, bundan sonra çalışmayacağım”

O gece uyuduğu sırada gaipten bir ses duymuş, “Ey gafil insan, felçli tilki gibi, onun bunun artığını yiyeceğim diye bekleyeceğine; aslan gibi ceylanı yakala sen ye, artığını da başkaları yesin”

Bu benim kafama takıldı, “o bu, 2 buçuk lira beş lira verecek diye beklemeden, kendi işimi yaparım” dedim. Ramazanı bitirdim, oradan çıktım. “Yarabbi” dedim ellerimi açtım, “benim rızkımı başka yerden ver” diye dua ettim.

Geldim eve düşünüyorum. Konya 18 saat, Aksaray 16 saat. Düşündüm, düşündüm ne yapayım, ne yapayım. Burada ne kaynak var, ne bir şey. Eskiden ekin makineleri vardı, kırım makinesi; siz onları bilmezsiniz. O makinelerin bıçak koru diye bir şeyi var. o kırılır, Konya’da yenisi 2 buçuk lira; burada bir adam var, usta o adam kaynatır 7 buçuk liraya.

Ne yapalım derken, buraya ben kaynak dükkanı açayım dedim. Kaynağın “k”sını bilmem. Kaynak makinesi nasıl, onu da bilmem. Para hiç yok, yalnız ne olursa olsun; kalbininen sözün bir olacak. Kalbin, eğri sözün doğru; sözün eğri, kalbin doğruysa olmaz. Ya ikisi de eğri olacak ya da ikisi de doğru.

Neticede Emin’im, 12 koyun var. 12 koyunun yununu kırktım, o zaman şimdi ki gibi nerde öyle vasıta. Haftada bir, benzinli otobüs vardı. Konya’ya götürüp, getirmesi 2 buçuk liraydı. 12 koyunun yükünü bir çuvala bastım, Konya’ya vardım.

Konya’ya vardım ama bir tane tanıdığım yok. “Bunu nerede satacam” dedim; “yun borsasında satacan” dediler. İlettim, borsaya sattım. 12 koyunun yunundan, olsa ne olacak. Burada, yalnız Obruklu Avni diye birisi vardı. o zaman bende camide müezzinlik yaptım, Ortakuyu’da. Bizim köyde falan cami yoktu o zaman. Benim bildiğim cami; Eskil’de, Böğet’te, eşmekaya’da, Ağrıçça’da, Burnak’ta vardı. başka köyde Cami diye bir şey yoktu.

Neyse, adam buraya Cuma kılmaya gelmiş Avni deidğim dedim. Şöyle babayiğit, yakışıklı bir adam. Çıkan “hoş geldin” diyor, bende eline vardım adamın. “hoş geldin Hacı ağa” dedim. “Hoş bulduk Hafız efendi” dedi. o kadar bir adamla görüşmemiz var.

Fakat bu adam Konya’da esnaflık yapar. Konya’da bunun hırdavat, dükkanı varmış. O 12 koyunun parası benim otel parasıyla, yemeğe zor yetti. Bunun yanı vardım, “hafız efendi hoş geldin” dedi.

“Hacı abi” dedim, “ben köye bir dükkan açacam, sanayi dükkanı, hiç tanıdığım yok, paramda yok. Bana takım tavlatat lazım. Şöyle durdu durdu, “bakale, hafız efendi. Sen kayınbabana git, bana bir mektup getir” dedi.

“Ne olacak, o mektup?” dedim. Ben manzarayı çaktım ama çakmamazlıktan geliyorum. “Şimdi sen kayın babanınan, ahbabız, şimdi sana bu malzemeyi veririm, bana darılır” dedi. itimat etmiyorum da, demiyor adam.

Buraya gelince de kayınbabanın yanına da gitmedim. Pek hırlı birisi değildi. fakat oradan gelirken, o 12 koyunun yumuna, bisiklet malzemeleri aldım. O zaman, Eskil’e yeni koruma kuruldu. Bisikletinen gezerdi. Siftah eşekle gezerdi, eşekten sonra sanayileşti, bisiklete geçti.

Onlar gelirler, benim bir atölyem vardı; o zaman kümes gibi bir şeydi. Buraya bir kaynak dükkanı aç, derlerdi. Yoktan, yiğitlik olmaz. Yeğen, her kötülük yokluktan gelir. Bir gün dediler ki, koruma bekçisi var, Sarı Yakup derler, Mutlu Köyü’nden. “”Yakup ağa, benden mektup istedi” dedim.

Atalar ne güzel laflar konuşmuş. “Bin bilsen de bir bilmeyene danış, il ile para vermez, akıl verir”

Güldü, onun kolayı var. “bana bir kağıt getirin” dedi. “Sayın arkadaşım Süleyman Kırlı, Selam hürmetlerimi sunarım. Geçen bizim damat, oraya malzeme almaya varmış. İtimatsızlık gibi bir şey zuhur etmiş. 10 Bin liraya kadar kefili benim. Süleyman Kırlı” altına da bir imza.

Ulan, telefon yok, bir şey yok. Ne bilecek, imzasını, onun yazdığını.

Burada mektubu aldım, gittim. “Ya Hacı abi, beni şunun için beni köye saldın” dedim mektubu verdim. Kaleminen ağzını açtı zarfın. Okudu, “tamam hafız efendi tamam” dedi. yapıştırdı, kasaya koydu. Hapı yuttu dedim ben gönlümde. Yalnız içimde, art niyet yok. Ne pahasına olursa,, olsun onu ödeyeceğim.

O adamda benim alacağım malzeme yokmuş. Beni başka bir esnafa beni götürdü. “Şu benim hemşerim, eğer parasını ödemezse, parasını ben öderim” dedi. Adam şöyle bana baktı baktı, “ben ömrü hayatım öyle dürüst bir adam görmedim. “Sen git Avni” dedi. O adamın özünde, sahtekarlık yok, ben buna mal veririm” dedi.

Oradan kaynak makinesini getirdik, insan cahillikten kurtulursa büyük bir beladan kurtulur. Bilmezsen, bir bilene danış demiş atalar. Aldığımızı attık, aldığımızı attık. Neyin nereye takılacağını ne bilirim, ne de gördüm. Ustalığın “u” sunu bilmiyorum.

O sırada birisi dedi ki, “bu oksijen makinesini ayarını tutturamazsan patlar, bunun yüzünden kaç usta öldü”

Birde korkuttular mı beni. Onu oraya takıyorum, bunu buraya takıyorum. Nasıl olacak derken. Çakmağa çakıp, oksijeni açtığımda “pıt” dedi mi ben atıp kaçıyorum. Samimi konuşuyorum. Patlar dediler ya ben korkuyorum.

Biz az çok öğrendik ama hala yapamıyorum kaynağı. Komşunun birisinin, ön kadroyla arkası kopmuş; ön tekeri oğlan, arka tekeri de babası kakıp gelir. “usta şunu bir kaynat” dedi.

Ya ben kaynağı bilmem ki, neyse ben kaynağı açtım, bir araya getirdik. E bilmeyişin, hort diyor, boruyu gelip atıyor. Getirdiği gibi “gel oğlum gel” dedi geriye gitti. Böyle bir tüp boşa derdim, iki tüp boşa derdim, üç tüp boşa derdim.  Kaynağı yapıyom, yere vuruyorum, kırıldı mı bu olmadı diyorum.

O zaman borçlar 8’nci ayın 15’ine olurdu. Şimdiki gibi, kart yoktu. Sekizinci ayın 15’ine 10 gün kaldı. Ben bin 200 lira borç var Konya’ya. O zamanın parasıyla Bin 200 lira çok para. Şimdinin hilaf olmasın trilyonu. İçeri geldim, ne yapacaktım diyorum kendi kendime, kafamı duvarlara vuruyorum. Hocalığını yapsaydın, bu gavurun sanatına niye havaslanın.

Bir dedem vardı 81 yaşında, o da gelir “senin ekmeğin davşan olur, o Kuran-ı Kerim-i boşladın, gavur icadına başladın” derdi. Bizim kafa atmış, “Senin gibi dedenin de, icadının da” ağzımdan gelen gitti. Bu kafayı yemiş dediler.

O arada benim hanımın dayısı yoldan gidiyormuş, hanım çağırmış, durumu anlatmış. Dükkana geldi, “nörün yeğen” dedi. nörüyüm” dedim, böyle böyle 1200 lira borç var, 10 gün kaldı, 1 kuruş yok” dedim.

“ne kafanı yoran be” dedi, “hiç kafanı yorma ahırların zıprık küreğini kaynatsan biraz para çıkar. Biriktiremediğinin üstünü gel ben vereyim” dedi. o bana büyük bir serinlik verdi.

Neticede Emin’im, gece elektrik yok, ışık yok. İdare var bir, tren gibi iz çıkardı. Bizim kaynak dükkanı da, -kaynak dükkanı olup da, 4 pkerpiç, üstü fasal. Bir kıvılcım sıçrasa, servet biter.” Yattım yattım, uyuyamadım.

Eğer içten Allah’a Allah dersen, seni yabanda koymaz. Bunu samimi söylüyorum ben. Evden dükkana vardım, idareyi yaktım, muhtar çakmakları vardı. tren gibi isi verdi. Oksijenin üç tan ayarı var, saatli, çevirmeli. Daha bilmiyorduk da, sonra sonra öğrendim. Hak yaparsa, kulun işini mermere geçirir dişini; hak yapmazsa kulun işini, muhallebi yerken kırar dişini.

Neticede tam ayarına denk gelmiş, çakmağı yaktım, demire tuttuydum, o saniyede, demir adeta su nasıl erir, öyle akıyor. Geldim eve geri, bu seferde sevinçten uyuyamadım. Kaynağı öğrendim ama siftah yapamadım. Bir ikisini yaktım, gittiydi onlar; “yakıveriyor” dediler, müşteri gelmiyor.

Bizim burada bir usta var, 42 senelik ocak ustası. Kömürle kaynak yapar. Orada herif, 10 gün bekler. Konya 18 saat, yayan gidip gelecek de bu iş değil. mecbur bekler.

Neticede müşteri hiç gelmiyor. Yarabbi ne yapayım diyorum. Bu müşteriyi nasıl getireyim. Öbür ustanın dükkanı da, bizim dükkandan görülür. Köşeden, bakıyorum. Orada insan yığılı. Kaynatacağı bir bıçak kolu.

Oraya bakarken, arkadan adamın birisi orada 2 gün beklemiş, aç susuz. Bakkal yok, su yok. Benim hanım, bir kilometre yerden eliyle su getirirdi. Onla yunacan mı, içecen mi, çamaşır mı yıkayacan, bulaşık mı yıkayacan. Neyse böyle su yok.

Şıngırt diye bir demir sesi geldi. Bir baktım, heybenin içinde 20 kadar bıçak koymuş. Baktım ama “Aman Allah’ım” dedim. 20 bıçak kolu ne demek ya.

Adam yalnız çok cimri imiş, sonradan öğrendim. “yeğen orada 2 gündür beklerim, sıra gelmedi, sende kaynak dükkanı açmışsın, yakıyormuşsun ama yakar makar kaynat da şunları gideyim” dedi. Ben yalnız iyi öğrendim kaynağı. Nörü ağa dedim, “ben 20 bıçak kolunun 20’sini de kaynatacam, eğer kırılırsa getirecen ben bedava kaynatacağım” dedim.

O bıçak kolunun tanesini, 7 buçuk liraya kaynatıyor. “yeğen fiyatını keselim” dedi. “o komşu kaça kaynatıyor” dedim. Biliyorum ama sordum. Kaç lira derse kaynatacam, 1 lira dese kaynatacam, 50 kuruş dese kaynatacam. Pazarlık yapa ede, 4 liraya anlaştık.

Emin’im ama bir kaynatıyorum ki, nasıl. Kendi kendimden kıskanıyorum. 20 bıçak kolu 4 liradan 80 lira. Günde 80 lira alsam, 10 günde 800 lira. Buradan herif oraya gider, “burada ne beklersiniz, adam kaynatıyor, kırılırsa para almıyor” demiş. Sabahında, benim dükkanın önü yığıldı. 1 haftada borcu aldım, köşeye koydum.

Ondan sonra çok çalıştım, işin o tarafını anlatacak olursak, benim ömrü hayatım bir hafta da 10 gün günde falan bitmez.

SOHBETİN SADECE YARISINI YAZIYA DÖKEBİLDİK. TAMAMINI İZLEYEREK, ÖĞRENMEK İÇİN YOUTUBE’DEN “TUZ GÖLÜ TV” KANALI DİYE ARATIP, İZLEYEBİLİRSİNİZ..

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN

Süleyman urgan 31 Temmuz 2019

Obruklu Avni dediği amcam sinnelik(esentepe) karatay a bağlı mahalleden Avni urgancı.celal emmi maşallah ayni duruyon

CEVAPLA

0 0

yolda 26 Temmuz 2019

kusura bakma celal amca yine okuduğun kuranın hürmetine seni maddi açıdan desteklemişler.

CEVAPLA

0 0

celalettin başpınar 26 Temmuz 2019

teşekkür ederim emin bey bu geçmişle sohbet köşesi büyük bir gazetecilik olayı..onlara sorun ki`eskiden adalet ve hukuk ve ceza sistemi,kadına verilen değer,neden okumuş ve almancı sayısı az,önceki kuşaklardan duydukları bu coğrafyada yaşanmış önemli olayları, orman, yabani hayat vb olayları sorunuz lütfen

CEVAPLA

0 0
<---!linkleri birdaha kaldıran olursa bu siteyide silerim--->

bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

perabet giris adresi canli casino perabet grandpashabet 1xbet bahis kacak iddaa alanya escort bayan antalya escort bodrum escort seks hikayeleri sex hikayeleri

görükle escort escort bayan elit bayan escort escort kızlar bursa vip bayan eskort escort bayanlar escort

dini sohbetler- dini sohbet- islami sohbet- islami sohbetler- islami sohbet- islami sohbet- islami sohbet-