Mısır'daki Akrabamızdan Bize Miras Düştü, Alabilseydik Eskil İhya Olurdu

26.09.2019 - 10:14 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Bilezikli Yaylası’ndan Numan Noyan oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Bilezikli Yaylası’ndan Numan Noyan oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Emmi kendini tanıtabilir misin öncelikle?

Ben Numan Noyan, 1940 doğumluyum, Bilezikliliyim. Benim gençliğim reçberlikle geçti. O dönemlerde, öküz yoktu ama bizim ömrümüz at arabalarıyla geçti. Baharın Mart’ın 9’u çıktı mı biz nadasa başlardık. Mesela 100 dönüm tarlan varsa, 50 dönümünü nadasa bırakır, 50 dönümünü ekerdik. Mesela te demirli pulluklar vardı, siz bilmezsiniz: pulluktan tutardım, ellerimde terbiye, tarlanın taşlı yeri geldi mi, pulluk fırtardı, kollarım ağrır, ağlardım. Eğer iyi tutmazsan ham kalır, ekin bitmezdi.

Babam iyi bir şeye önem vermezdi. Amcalarım vardı, onlar babamdan daha variyetliydi. Biz yokluk görmedik, el kapısı görmedik. Babalarımızın zamanında rahat yaşadık. Amcalarım çifte demirli diye bir pulluk aldılar. Onlar onu koşarlardı, terbiyeyi takarlar, ellerini de cebine sokar, gezerlerdi. Ben ağlardım, ağlaya ağlaya babam rahmetlik bi gün baş gelemedi; “Ulan baş gelemeyecem bu oğlana” dedi. Amcama bir gün dedim ki, “Ağam bir çifte demirli pulluk almıyor” o zamanlar babaya ağa derdik.

“Dur yeğenim ben seni çok severim, sen çalışkan bir çocuksun, ben sana bir pulluk alırım” dedi. o bize bir pulluk aldırdı. O pulluğu alınca sanki motor alınca zannettim.

Onlar geçti, azıcık büyüdük askerliğim geldi. 1964’te askere gittim. Askerden geldikten sonra, evlendik. Ayrıldım babamdan, ayrı ekin ektim. Ben durmazdım biraz, babamın lafına pek bakmazdım. Gider, onun lafına bakmadan motor alırdım.

O zaman Kırkıllılar oğlak satarlardı. Amcalarım aldı, bende alacam dedim. Dayım vardı Cırıklardan. O birde Konya’dan araba almış. Ona dedim ki, “Dayı Eskil’e gidersen beni de götür” dedim. “Götüreyim oğlum” dedi. Eskil’e varırken, o Kırkıllılardan birisi 100 oğlak getiriyor baktım. Adamda bizim buralara çok gelir, bizi tanırdı. Bizimde durum iyi olduğu için para falan hiç sormazlardı bizden.

“Nereye götürüyorsun oğlağı” dedim. Çukuryurt’a” dedi. “Kime vereceksin” dedim. “Uzunlara” dedi. “Ya orası uzak, vakit geçmiş, oğlakları bana sat” dedim. “ 50 kuruşa anlaştık tanesini, o zaman 50 kuruş çok büyük paraydı. Aldım ondan veresiye oğlakları, Eskil’e kadar sürdüm götürdüm, orada birisinin kötü bir ahırı vardı, oraya koydum.

Sabahleyin vardım oğlakları götürmek için, 5 tanesi ölmüş. Meğer oğlaklarda çor varmış. Ben köye sürerek götürdüm, köye varmaya 100 oğlağın içinde 20’si öldü. Babam beni oğlakları getirirken görmüş. Karşıladı beni gelirken rahmetlik, kabri cennet olsun.

“Bu oğlakları nereden aldın” dedi. “Satın aldım” dedim. “Ulan kim dedi de aldın” dedi. hastayım ya ben, kıyamadı da bana; bize orada iki tokat attı ama tam attı. Neyse oğlakları koyduk, babam “ben parayı ödemem, kendin öde” dedi. Bizi bir eftik sardı.

Neyse ödemenin günü geldi, adam paraya geldi. Bende para yok. Babam yemin etti, “ben vermem” diye. Oradan amcam yanıma geldi, emmime dedim, “para vermiyor babam” diye. Amcam “ben ödeyim de, bir daha kendi başına böyle iş yapma, sen bana ver” dedi.

Peki, emmim ödedi ama emmim nasıl ödenecek. Evlendikten sonra bir inek verdiydi bana el öpmesine, bir inek var evde; emmimin parası gelir, “ineği satayım” diyorum, bizim hanım karşı çıktı, ağladı. Emmime dedim, “ bu ineği almıyorlar” Oğlum dedi emmim “dursun da, karşıdaki gelecek harmanda ver” dedi.

Daha sonra da oğlaklara çor iyice vurdu, kışa 20 tane ancak oğlak kaldı.

Ben maddi durumu pek tutmadım. O zamanlardan belliymiş. Daha sonra Cavit’in zamanında ben belediye de azaydım. Belediyeden çıktıktan sonra korumaya girdim. Korumaya niye girdim biliyor musun?

Ben duramazdım, bu amcamın uşaklar motosiklet aldılar. Bende bu motosikleti, motoru çok severdim. Bizim ağaya, “bende alayım” dedim. “almam” dedi. İbrahim Kırlı vardı Kökez’de, o korumadaydı azaydı. İmracıya gittim yayak. “İbrahim emmi beni korumaya al” dedim. “Korumaya seni almam” dedi. “Niye alman” dedim, “Niye biliyon mu oğlum, çünkü siz haliniz vaktiniz yerinde, niye sen korumaya geliyon?”

Aradan bir sene geçti, benim motorluya havasım düştü iyice. Ondan sonra bizim Noyan geçti, ona vardım, korumaya girdim.

Korumada bir süre çalıştık, sonra çıktık.

Bizim durumumuz iyiydi, bu seferde gezmeye başladık. Seçim işiyle uğraşmaya başladık. Maddi durumu zayıflattık. Bu Kezban yengen, çekişir benimle. “Sen işine gücüne bakmıyorsun, bizi aç koyacaksın” diye. Ankara’ya alıştık, bir Mısır davası çıktı Araplarla.

Adamın birisi Mısır’da çok zenginmiş. Bunun çocuğu falanda olmamış. Ölürken de miras bırakmış, “Türkiye’deki Kethüda sülalesine benim servetim verilsin” diye. Konya’da da bizim bir akraba radyo dinlerken bunu duymuş.

Konya’daki arkadaş geldi dedi ki, o da akrabamız olur, “ya ben radyoda –o zaman televizyon ne arar- radyoda böyle böyle bir şey dinledim. Bizim Mısır’da bir akrabamız varmış. Bunu biz gidemeyiz, alamayız. Siz buna önder olun, bu parayı alalım” dedi.

Mısır’daki para tükenecek gibi değil. Mısır’ın parayı bize vermeye gücü yetmiyor, eğer kazanırsak. O kadar büyük bir miras var. Elimiz dar, para yok. Buradan Rahim vardı, Menduf Cırık, İsmet Noyan, ben dördümüz bu işe görevlendirildik.

Biz üç avukat tuttuk Aksaray’dan, üç avukat Ankara’dan tuttuk. Biz bu işe başladık. Bize dediler ki Ankara’dan “siz bu mahkemeyi kanıtlamak için, 100 yaşından büyük 2 şahit getireceksiniz bize”

Avukatlar, “eğer mahkemeyi kazanırsanız bu parayı siz çekeceksiniz” dedi. Türkiye’de bize yardım ediyor, çünkü o zaman çok büyük bir para var ortada.

Başladık, şahit aramaya. Oklava’dan Çerçi İbrahim, Tosun’dan Hatıp, Mustafa Hoca’nın Nörü; bunun üçünü bulduk şahit. Mahkemeye çıktı şahitler. Oklava’daki Çerçi İbrahim dedi ki rahmetlik “Evet efendim bunların soy isimleri, Kethüda geçer, ben küçüktüm bir gün bizim akrabanın yanına vardım, ağlıyordu duvarın dibinde. ‘Niye ağlan hacı emmi’ diye sordum, ‘oğlum bizim Mısır’da bir adamımız vardı, vefat etmiş, onun için ağlarım’ dedi.” Hâkim “başka şahide gerek yok” dedi. Diğer şahitlerde konuştu.

Biz bununla uğraşıyoruz ama bir taraftan da para yok. Millete dedik “arkadaş bizi bu işe soktunuz ama bizde para yok, darız”

Köy milleti dedi ki “Biz parayı toplarız, iş gerçekse parayı veririz”

Ulan bir akraba çıkan oldu bize. Obruk mobruk, motorlunun arkasına koyun atan geldi. Para yağdı. Tabii bu sırada, herkeste araştırıyor. Menduf Cırık Ankara’ya gitti, resmi gazeteler bu haberi yazıyor, “Kethüda sülalesi, bu davayı kazanıyor” diye.

Mısır açıklama yaptı, “ben bu parayı ödeyemem, taksit yapın, mal verelim” dediler.

Biz Türkiye’de mahkemeyi kazandık. Kethüda sülalesi olarak, bizi tanıdırlar.

Kazandıktan sonra dediler ki, “Mısır’a gideceksiniz, orada avukat tutup, hakkınızı alacaksınız”

Mısır’a gidecek para kalmadı, ne var ne yok tüm parayı yedik.

Lafı çok uzatıyorum da, Konya’da hurdacılar vardı, onlarda duymuş bizim davayı kazandığımızı; adamlara borcum vardı, ödeyemedim diyorum. Adamlar borçtan hiç söz etmiyorlar, herkesin gözü gelecek mirasta. Beni tehdit eden bile oldu, eğer beni akrabalara yazmazsan seni vururum diye.

Neyse işte biz Mısır’a gideceğiz dedik, bu seferde millet para vermedi, bizi oyalıyorsunuz diye. Mısır’a gidemedik, o sırada Kayserililer daha uyanık davrandı, davayı onlar kazandı. Eğer o parayı biz alsaydık, bu civardaki herkes ihya olacaktı.

Sohbetin tamamı için Youtube’den Tuz Gölü TV’yi takip edebilirsiniz.

 

 

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN