Köyü Yakarken, Bir Kişinin Evini Yanlışlıkla Yakmışım

19.09.2019 - 9:31 | Son Güncelleme: 19.09.2019 09:35 |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Beşağıl Yaylası’ndan Ramazan Altan oldu. Şimdi sizleri bu güzel sohbetle baş başa bırakıyoruz.

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Beşağıl Yaylası’ndan Ramazan Altan oldu. Şimdi sizleri bu güzel sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Şimdi emmi, ilk olarak kendini tanıtabilir misin?

Ben Beşağıl Yaylası’ndan Seyit Mehmet’in Şambaz’ın oğlu Ramazan Altan’ım. Benim 11 çocuğum var, 4 kız; 7 oğlan. Oğlumun birisi vefat etti 24 yaşında. Kanser oldu, onun üç çocuğu kaldı, çok zor günler yaşadık. Ben 87 yaşındayım, Esas dedemiz, Gözlük yaylasıymış. Bu yayla, üç yaylaya ayrılmış. Bir kısım Küçük Gözlüğü kurmuş, bir kısım Gözlük’te kalmış, bir kısmı da Beşağıl’a buraya gelmiş.

Eskiden hayatta hep zorluklar vardı, şimdi insanlar bolluk içerisinde yaşıyor. Ekin yok, tohum yok, öküz koşarlardı tarlaya onun da bir tarafı eksik olur, oraya eşek koşarlardı.

Eski zamanlar, her kimin yanına gidersek zorlu ama güzeldi diye anlatılır hep emmi. Gerçekten de eskiden hayat şartları çok zorluymuş fakat, o zaman ki hayatlarda ayrı bir heyecan ve zevk varmış. Şimdi emmi ben sana şunu sormak istiyorum. Biraz önce 24 yaşında, çocuğumu kaybettim dedin ya, bir bana olarak, genç yaşta evladını kaybetmek nasıl bir duygu?

O dönem hasta oldu, 6 ay boyunca Ankara’ya ilaç taşıdık. Sonra da kurtaramadık. Gerçekten çok zor bir şey. Ben nasıl dayandım bilmiyorum ama bu acı kimsenin dayanacağı bir acı değil. Demek ki, bayağı dayanıklı biriymişim.

Emmi Eskil’de “Altan” sülalesi, hep dikkat çeken ve bir şekilde gündemde kalan sülalelerden birisi olmuştur. Bu gerek zamanında siyasette, gerekse toplumdaki konumuyla ve diğer meselelerde önde olan sülalelerden birisiymiş hep. Sizlerin son yıllardaki en namlı isimlerinden birisi de Adil Ağa ve Celal Ağaymış. Onların dönemlerinde yaşanan hikâyelerden biraz bahsedebilir misin?

İşte o iki oğlan, hiç ellerine kürek almadılar. Dedeleri zenginlerdi, ömürleri çalışmadan, hiçbir şey yapmadan geçti. Eskil’de küçük bir kahve vardı eskiden, orada otururlardı. Kâğıt oynarlardı, helva üterlerdi, onu yerlerdi. Evlerden ekmek getirirler, onu dürünür yerlerdi. Koyuncular, bizim sülale aklı erenler toplanır otururlardı.

O zamanın aklı erenlerinde kavga dönüş olmazdı. Hatta birisi zengin bir adamın aşevine hırsızlığa girmiş, bir çuval un çalmış; bunu da fakire fukaraya sabaha kadar dağıtmış. Şöyle hırsız olur mu? O zamanın hırsızları bile böyleydi.

Emmi senin bir ara Beşağıl’a canım sıkılıp, ev yaktığını duydum. O olay nasıl yaşandı?

O zaman burada evlerin hepsinin üzeri hasırdı, fassaldı. Bizim babamdan kalan bir tarla vardı. Ona ekin ektik, ondan da biraz buğday çıktı. Onu da Makbule diye bacımız vardı, onun evine koydular. Biz ektik, o götürdü.

Abam abam (Anneye aba derdik) şu buğdayı ver, tohum yapıp ekelim. Vermez. Ondan sonra canım sıkıldı, sarhoşlukla evleri yakmaya başladım. Sadece bir kişinin evini hatalı yakmışız;

O zaman benden şikâyetçi olmadılar, olsa hapse de girerdim. O zaman tabii ki hata yaptık.

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN