İşi Biten Köylü, Hemen Komşusuna Yardıma Koşardı

15.11.2018 - 9:35 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Eskil merkezden Kemançanın Bayram olarak bilinen Bayram Ermiş oldu. Daha çok kendi hayatından ve eski yaşam şartlarından bahsettiğimiz bu hoş sohbetle sizleri baş başa bırakıyoruz.
İşi Biten Köylü, Hemen Komşusuna Yardıma Koşardı

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesinin konuğu, Eskil merkezden Kemançanın Bayram olarak bilinen Bayram Ermiş oldu. Daha çok kendi hayatından ve eski yaşam şartlarından bahsettiğimiz bu hoş sohbetle sizleri baş başa bırakıyoruz.

Bayram Emmi, öncelikle seni tanıyalım.

Ben 1933 doğumluyum yani 85 yaşındayım, 86 yaşına doğru gidiyoruz. Babam rahmetlik, ömrü çobanlıkla geçmiş, okumuşluğu olmayan bir adamdı. Babam, rahmetli annemi kaçırmış; dedemin korkusundan 8 – 10 sene köyümüz olan Tosun’a gelememiş. O dönemde de köy köy, yayla yayla gezerek çobanlık yapmış. Bende bu çobanlık yaptığı dönemde Gümüşdüğün’de doğmuşum. Rahmetli Bozcamahmutlu Hatip Hoca vardı. O babama, “sen milletin koyununu güderek bir yere varamazsın, git köyüne artık, tarlanı tapanını ek” demiş; babamda bu sözle birlikte ben 3 yaşındayken Tosun’a gelmiş.

Ben 10 yaşıma gelince babam bizi kendisi okuma yazması olmadığı ve bundan hep zarar gördüğü için okula gönderdi. Eskil’de o zaman bir tek okul vardı. O da şimdiki müftülüğün yanındaki küçük bir yerdi. Ben 5 sene boyunca orada okudum. Yeni nesil için çok ilginç gelebilir fakat ben o 5 sene boyunca okulun yanındaki komşularda kalırdım. O zamanlar, şimdiki gibi evler ne arar. Çoğu kişinin tek gözlü (odalı) evi vardı. Ben 14 yaşlarındayken; bir odada karı koca, 20 yaşlarında bir kız, 3 erkek kalırdık. Kimse düşünmezdi ki, benim kızım var, bu oğlan bu yaşa gelmiş saklayım ya da hiçbir genç düşünmezdi ki insanların namusuna bakayım.

O zamanlar farklı bir kültür vardı. Şimdi, bir çocuk köyden gelse çoğu evine almaz. O zaman bırakın akrabayı komşular bile herkese kucak açardı. Ben 5 yıl boyunca, 3 farklı kişi olmak üzere ayrı ayrı evlerde kaldım. Hepsinde tüm aile kadınlı, kızlı, erkekli aynı odada yatardı. İnsanlarda komşuluk, arkadaşlık, insanlık bağı vardı.

Ben okulu bitirdikten birkaç sene sonra babam beni everdi. O zaman öyle adet yoktu, bir şeyler falan çok alınmazdı. Bana verilen şey, bir yorgan, bir yatak, bir de dabak keçe (ince yundan yapılma bir yolluk benzeri bir şey). Hepsi buydu. Ondan sonra ben çalışmaya başladım, amelelik yaptım. Ev kayardım, çardak, ahır ne denk gelirse kayardım.

Ondan sonra askerlik geldi. Ben askerliği 30 ay yaptım. İlk İstanbul’a gittim, oradan bizi Sinop’a hapishaneye verdiler orada da 7 ay yaptım. Oradan beni Sinop’un yeni kaza olmuş Duran kazası diye bir yere verdiler. Kalan, 1 buçuk yıl askerliği de orada bitirdim. 30 ay boyunca hiç izne gelmeden askerlik yaptım. Neyse oradan çıktım, Eskil’e tam bir haftada geldim. Hatta orada da şöyle komik bir durum var. ben Sinop’tan çıktım, Kayseri’ye geldim. O zaman öyle ulaşım falan nerede, zar zor otobüs bulurduk. Kayseri’ye geldiğimde de bayram günüymüş. Bir otele gittim, orada 3 gün boyunca otelin bir çalışanıyla domino oynadım. Dördüncü gün o adam bana dedi ki “Sen 2 buçuk yıl hiç izin kullanmadan askerlik yapmışın. Ailen falan yok mu? Niye burada eyleşin durun”

“Haklısın” dedim, çıktım yola, Niğde Bora geldim. Orada da bir gün kaldım, oradan Aksaray’a, Aksaray’da da bir gün kaldım; sonra dayımla birlikte Eskil’e geldim. Bir de Aksaray’dayken, Murtaza Yarar denk geldi; tabii biz 1 haftadır yollardayız, bizim para bitmişti. “Harçlığın var mı?” dedi. “yok” dedim. Bana o zaman yanlış hatırlamıyorsam 16 lira vermişti. Eve geldikten bir süre sonra bir çocuk geldi, “babamın parası varmış” diye. Biz askerden yeni geldik tabii, para ne gezer. Etrafa sordum, sordurttum kimse de para yok. Adam para bekler, “ben geri gidiyorum” dedim. Orada rahattık, ekmeğimizi, suyumuzu devlet veriyordu. Ama işte, hayat öyle değil. Neyse uzatmayım, sonra biz bir işe girdik, kazandık, düzenimizi kurduk, borcumuzu ödedik ama o zamanlar maddi çok sıkıntılar çektik.

Su deposu ilk yapıldığında, suyu şimdi itfaiyenin olduğu yerde bulunan sazlıklardan alırdı. Ben oradaki iki pınarın arasına ev yapmıştım. Belediye oradaki 5 – 6 evi, su deposuna gelen suya ahırdan akan pislik karışır diyerek yıktı, birisi de benim evimdi. Kıt kanaat yaptığım evde 2 yıl ancak oturabilmiştim. Ben 9 dokuz çocuğu büyüttüm. Kimisine gelin aldık, kimisini gelin ettik. Nice sıkıntılar çektik ama işte sonuçta bu günlere geldik.

Bayram Emmi, bizim bu “Geçmişle Sohbet” köşesinin yapmamızın yegâne sebeplerinden birisi de geçlerin eski dönemdeki insanları, geleneklerini, insanlar arasındaki saygıyı sevgiyi öğrenmesi ve tanımasıdır. Çünkü şu an gerçekten çok farklı bir toplum haline geldik, o güzel yaşantıyı bir nebzede olsun gün yüzüne çıkarmak için, o günleri yaşayan insanlardan dinlemek ve bunu aktarmak için için çok önemli. O günlerde hayat nasıldı?

Bizim çocukluğumuzda ya da delikanlılığımızda yaşlılar sürekli ekin ekerlerdi. Yaz aylarında, Eskil’deki kapı pencereyi söker köye yaylaya giderdik. Eskil merkezde bekçilerden hariç bir Allah’ın kulu kalmazdı. Kışında tekrar Eskil’e döner yine kapı pencereyi söker Eskil’deki evine kurardı. Çünkü herkes yokluk içerisindeydi.

O zamanlar öküz devriydi Eskil’de. 1940’la 1960 arası. Tarlada tapanda, her şeyde öküzler kullanılırdı. Bahar geldi mi, herkes tarlasını nadas ederdi ama öyle kendi tarlamı nadas ettim kenara çekildim değil. işi biten hemen komşusunun tarlasına hiç para almadan yardıma giderdi. Tarla ekileceği zaman, önce herkes kendi işini yapardı, iş bitince de komşusuna yardıma giderdi. Tüm işlerde işi biten hemen en yakınındakine hiçbir karşılık beklemeden yardım ederdi. İşler bitti mi, “haydi keleğe gidiyoruz denir, herkes toplanır kelek toplamaya giderdik” Kırkıl, Aden, Baymış, Ulu Kışla buralarda kelek yetişirdi. Buraya toplanır gider, kelek toplar gelirdik.

O zaman insanlar arasında tutkunluk vardı, bir bağ vardı. Kış olur işler bitince Eskil’e gelirdik. Her gün ortada bir çıra bir evde oturur, cücük, tarhana, kelek yer. İnsanlar iç içeydi, beraberdi, birdi. Şimdi bunların hiçbirisi kalmadı. Gardaş gardaşın evine gitmiyor, yolda görse selam vermiyor. Mesela senin baban ve amcaların vardı. Bunlar beni çok severlerdi. İkindinler ben bunları at arabasına bindirir, Eskil sokaklarında gezdirirdim. Şimdi bu güzel şeylerin hiçbirisi kalmadı.

Eskiden küçüğün büyüğe saygısı, büyüğünde küçüğe sevgisi vardı. Hani şimdi bunların hiçbirisi yok şimdi.

Eski dönemlerde, gelenek görenekler nelerdi peki Bayram Emmi?

O zaman içki âdeti vardı, çok pis olurdu. O sonradan kalktı şükür. Eskiden, başka köyden kız alındığı zaman sabah gelin alınacaksa akşamdan oraya gidilirdi. Orada yemek yenilir, gecelenir, sabahta kız alınıp gelinirdi.

Buradan gelin almaya 8 – 10 belki daha fazla atlı arabayla gidilirdi. Karşıdan da 3 – 4 atlı gelirdi. Bunlar, adet yerini bulsun diyerek; kavga döğüş amaçlı değil, şaka yollu gelin almaya gelenlere sopayla vururlardı.

Bunların hepsi şimdilerde kalktı.

Eskiden, Eskil’in yüzölçümü nasıldı? En uçtaki evler nerelerdi mesela?

Benim evden (Cumhuriyet İlkokulu’nun karşısı) sonra ev yoktu. Diğer tarafta hükümet konağının sonrasında ev yoktu. Eskil o dönemlerde çok küçüktü, sonradan sonraya bu kadar büyüdü.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN

celalettin başpınar 13 Aralık 2018

devletde eskile 1950 lere kadar hiç yatırım yapmamış bu konuşmalardan anladığım kadarıyla...cumhuriyet dönemi biryana osmanlıda anadoluya hiç yatırım yapmamış çevre illere bakıyorum ne varsa selçukludan var.

CEVAPLA

0 0

Çok 15 Kasım 2018

Çok sempatik bir insan guleryuzlu ve iyi niyetli ..NEDEN KEMANCA DENİLİYOR BABASİNA ONUDA ÖĞRENEBİLİRSİNİZ.

CEVAPLA

0 0