Eskil’in Adı, Eskil’de Yaşayan “Eskil” İsimli Rum Bir Azizden Geliyor

25.10.2018 - 10:44 | Son Güncelleme: 01.11.2018 10:24 |
Yorum Yap
Bu hafta, geçtiğimiz hafta sohbet yaptığımız Mehmet Ali Ceylan hocayla, yoğun talepler üzerine ikinci “Geçmişle Sohbet”i yaptık. Şimdi çok güzel şeyler daha öğreneceğimiz ikincisiyle karşınızdayız.
Eskil’in Adı, Eskil’de Yaşayan “Eskil” İsimli Rum Bir Azizden Geliyor

Geçen haftaki düzeltmek istediğin yerlerden başlayalım Mehmet Ali Emmi, buyur.

Öncelikle röportajdan ötürü sizleri tebrik eder ve ilgi gösteren, okuyan ve ikincisini isteyen herkese teşekkür ederim. Ben öncelikle ilk röportajda yazılmayan bazı kısımları düzelterek başlamak istiyorum sohbete. Benim adım nüfusta Mehmet’tir, halk arasında Mehmet Ali Hoca olarak geçer. Babamın adı Mustafa, Annemin adı Sıddıka. Babam eski yazıyı da yeni yazıyı da okurdu ve yazardı. Annemin de Kuran-ı Kerim’deki Amme Cüzden ezberleri vardı. Her ikisi de haccı tavaf etti. Dindar bir ailede yetiştim. Ben ırkçılığı sevmem, zaten İslamiyet’te de ırkçılık yoktur ama kök olarak Türk bir sülaleden geldim. Ortaasya’nın Cinan şehrinden gelmiş bizim sülale. Orta Asya’da göller kuruyunca, gelenlerle birlikte bizimkilerde gelmiş, bizim sülale Cinanlılar olarak isimlendirilir. Soyadı kanunu çıktığında da bu Ceylan olmuş. Cinan kelimesi Kuran-ı Kerim’de Cennetlerin çoğulu anlamına gelir. Cina-ı Naim, Cinan-ı Cehim Cennetin katları var. Ceylan’da Arapça bir kelime olup, güzellik anlamına gelir. Soyadı kanunu geçtiğinde, Cinan yanlışlıkla Cenan okunmuş, Cenan’da yiğitlik, mertlik anlamına gelir. Arap harfleri benzetilerek okunduğu için; bazen böyle hatalar olur. Örn: Arabistan yazarsın Arapsun okunur.

Diğer sohbetten düzeltmek istediğim diğer bir konuda bizim tek demirli pulluk değil, çifte demirli pulluğumuzda vardı. Bu tarihi bir belgedir, bunun belgeleri de vardık bende. 1911 yılında, çifte demirli pullukları Osmanlı Devleti tanesini üç liraya ithal edilmiş. Bizimde bundan vardı. Bizde at mübseri vardı, at mübserininde bazısı 7’li olurdu, bazısı da 9’lu olurdu. Bizimki 9’luydu, üç at çekerdi. Zaten bizim üç atımız vardı. Düvenimiz vardı, üç ata ayarlı, ben bununla harman sürdüm, tinas attım, tırpanla ot biçtim, bir koyun kırkması yapmazdım. O da şundandı, hayvanlar ayakları bağlı, üç – dört saat öyle duruyor; acıdığım için yapmazdım. Yürürken, otlara dahi basmam, kıyamam; karıncayı incitmek istemem. Ama namerde, haine, çok muhalifim. Biz 45 metre derinlikten kovayla atla su çıkarırdık, hatta kayın babamgil 96 metreden çıkarırlardı. Hatta bir gün oraya keşif gelmiş, hakim falan. “Ne yapıyorlar” diye sormuş, 96 metreden su çıkardıklarını öğrenince “size teemmüm helal, hocadan da sorabilirsiniz” diye takılmış.  55 yıl önce traktör aldık, o günden beri kapımda traktör var.

Ben sulu tarıma ilk geçenlerdenim. Hatta şöyle bir anekdot var anlatmak isterim. 400 Konya dönümü (Bu bin dekara tekabül eder) ekinim vardı bir sene. Keşif getirttim Aksaray Ziraat’tan kuraklıktan dolayı. O zaman daha ilçe değildik, ekinleri kıvrandık, yaylaya inip, eve geldik. Ben misafirlere ayran ikram etmek için dışarı çıktım. Oradan memurun birisi sordu muhtara –Ki muhtarda 1980 darbesi zamanında, hem muhtarlık hem de belediye başkanlığı yapan ismi Kemal Mutlu’ydu- “o kitap neymiş” diye. Kaldırdı baktı, “bu hocanın cin kitabı, abdestim var, tövbe çarpılırız” dedi. Ve kitabı bıraktı. Kitapta Rus yazar Dostoyevski’nin Ecinniler romanıydı. Masanın öbür tarafında İsmail Hakkı Konyalı’nın Aksaray Tarihi kitabı vardı, üst üste koydun mu 22 santim falan gelir, 3 cilt bayağı kalın bir kitaptır. “o nedir?” diye sordu memur, “muhtar “o da hocanın komünistlik kitabı” dedi. Ben bunları dışarı da duyuyorum.

İçeriye girdim, ayranları ikram ettim, arkadaşlar dedim, “bu kuraklık başımıza her zaman bela olmuş, ta Hz. Yusuf zamanında da varmış. Kuran’da geçer. Bizim buraya gelince de, bakın o kitabın 402 numaralı sayfasında yazar, 672 yıl önce Aksaray’da bir kuraklık olmuş, bağ bahçelerin kuyuları insan kemiğiyle dolmuş, kendi çocuğunu bile yemiş insanlar.” Bunların hepsi cehaletten olur, ben şehirden cebimdeki parayı kitaba verip de çok aç geldiğimi bilirim. Benim kitaba karşı, ayrı bir merakım vardır. Ben çocuklarımın eğitimi için çok yere taşındım, evden gittiğimde ünlü ansiklopedi Meydan Larousse vardı, bunların tek tek yapraklarını koparıp soba yakmışlar. İnsanlarımız kitaba değer vermiyor, bu çok üzücü bir durum.

Bir bu vardı, bir de Yunus Emre der ki, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır”.” Eğer öğrendiğin ilimin hakkını vermiyorsan, bu daha kötü bir şeydir. İslam’ın ilk şartı okudur ve Kalem adına ayrı bir Sure vardır. Avrupalılar bizi sakala, fese, bağlamış, onlarla oyalanıp duruyoruz.

Geçtiğimiz röportajda Eskil’in tarihi birkaç yerinden bahsettiniz, örneğin Galhane küllükleri gibi. Bunun haricinde Eskil için anlamı ve manevi değeri olan başka nelerimiz var?

Ben Karatepe’ye ot dermeye bir kez gittim, bir kez görmüşlüğüm var ama orada bir Garip Kuyusu vardı. O kuyudan insanlar, hayvanlar su içerdi. O kuyu ne oldu, hala duruyor mu bilmiyorum ama o kuyunun tekrar bulunup, en azından geçmişin yad edilmesi için tekrar ortaya çıkarılması iyi olurdu diye düşünüyorum. Kuyuyu görünce, Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları isimli kitabındaki “Çoban Çeşmesi” şiiri aklıma gelmişti. “Kaç yanık yolcuya su verdi, değdi kaç dudağa çoban çeşmesi” bu tarz şeyler bizim için değerlidir, değerli olmalıdır. Yine Gümüşdüğün’le Bozcamahmut arasında da bir merdivenli kuyu olacaktı. Ona ne oldu onu da bilmiyorum. Bu geçmişten kalan şeyler, tahrip olunca insan üzülüyor. Konya Aksaray yolunda Akbaş diye bir yer var, orada tarihi bir han var. Yine o hanın kuzeyinde merdivenli tahminime göre Romalılar’dan kalma bir merdivenli kuyu daha var. Onun girişinde 2 – 2 buçuk metre civarında bir mermer vardı; o da kayboldu gitti.

Dediğim gibi Mehmet Ali Emmi, geçenlerde Ortakuyu’ya gittik. Orada ölü yıkama kuyusu, bir kale, kuş kuyusu, kral karısına ait olduğu düşünülen bir mezar ve eritilmiş taştan çocuk mezarı var. Ama biz bunları turizme kazandırmak için uğraşmak yerine, içine leşleri, çöplerimizi atıyoruz. Bunun gibi Eskil’in turizme kazandırılması gereken birçok höyüğü, Ulu Camisi, Tuz Gölü var ama biz bunların hiçbirini turizme kazandırmıyoruz. Tam tersine görmezden gelip, tahrip ediyoruz. Bunların turizme kazandırılması için neler yapılabilir?

Bunlar basın ve belediye yoluyla ancak turizme kazandırılabilir. Mesela Eskil’in tarihi yazısında, Mezgitli’de olan höyük geçmemiş. Bizim dediğimiz gibi birçok tarihi yerimiz var, mesela Eşmekaya’da Erdoğdu Yeraltı şehri var ama bunları kullanamıyoruz. Bunların hepsi, iyi bir çalışmayla turizm faaliyetlerine kazandırılabilir. Ulu Cami’nin taşları sıvası soyulunca baktım ben onlara, ben arkeolog değilim ama taşların bazıları işaretliydi, Bizans’tan Roma’dan kalma taşlar gibi geldi bana. Böyle bir yeri bile kullanamıyoruz.

Mehmet Ali Emmi, sen çok okuyan araştıran birisin. Eskil’in tarihi hakkında da illaki söyleyeceğin şeyler vardır. Senin Eskil’in tarihi hakkında bilgilerin nedir?

Benim bildiğim kadarıyla, Eskil’i “Eskil” isimli Rum bir aziz kurmuş. Eskil’in adı oradan gelir. Hatta Avrupa’da Eskil isimli bir yer daha var. Eskil’in ilk kurucusu odur. Burada birçok kavim yerleşmiş. Ben 25 yaşındayken, 70 yaşında arkadaşlarım vardı. Onlardan bu hikayeleri çok dinledim. Bizim buranın eski zenginlerinden, Türk kökenli olan çok az. Bunlar Osmanlı döneminde askere alınmazmış, bizim ecdatlar savaşa gidermiş; onlarda burada onların malını yermiş. Bunların bir çoğu da mübadelede, Yunanistan’a gitmişler.

Geçen sohbetten yarım kalan bir kısmı daha belirtmek istiyorum. Karakol’dan Rahim Ağa vardı, Sekerlerden reis Mecit emmi, bir gecede Karapınar’a at arabasıyla üç sefer gidip geliyor toprak kaybetmemek için, her seferinde atlar yorulduğu için, at araba değiştiriliyor. O zaman Konyalı’lar silah sıktılar yaklaştırmadırlar. Salih Ağa derler, Koyunculardan onun oğlu İbrahim Koyuncu vardı, Eskil’de belediye başkanlığı yaptı. Onlar Eskil’e toprak kazandırmadılar ama Eskil’in toprağını kaybetmemek için çok mücadele ettiler. Hatta birinde, İbrahim Koyuncu’ya mühür bastırıp, imza attırmışlar; Göktömek bölgesi için. Salih Ağa’da o zaman Bozoğlan yaylasında koyun otlatırmış. Hemen bunu duyar duymaz, eşeğe binip sabaha, Aksaray’a varmış, Aksaray Kaymakamlığından emekli, çok bilgili bir tahrirat katibi varmış, ona para vererek dilekçe yazdırmış. Benim oğlumun okuma yazması yok, yanlışlıkla atmış imzayı diye. Öyle kaldı orası. Birinde de yine aslı Eskilli olan birisi, bu bölgenin Eskil’e geçmemesi için “burada koyunum vardı” diye aleyhte beyan vermiş. Salih ağa, “hahaha” diye sesli gülmüş. “Niye güldün” diye sormuş Konya, Niğde ve merkez valisi, “Hacı Omar, kötü curası vardı, karın tokluğuna düğünlerde cura çalardı, ben de ağaların yanın öşür ölçekcisiydim. Bunun koyunu ne arar, benim koyunum ne arar. Bunun karnını iyi doyurmuşlar, yalancı şahitlik yapıyor” demiş. O sıkıntı da öyle aşılmış. Aslında Obruk’ta bizimmiş, zamanında sapanla çocuğun birisi, bizim buradan biriyle uğraşmış, sapanla atılan taştan gözü kör olmuş, ondan sonra Obruk bizden ayrılmış. Ben bunları Lale’nin Enver derler ondan duyardım, Adil Ağa vardı, gardaşı Celal Altan vardı, Karakollu Rahim Ağa vardı, Kayımbabamgil Çemrek Hoca ve oğlu Celal Mutlu vardı, Babam Mustafa Ceylan, Alagözden Hacı Fehmi Mutlu, Tatarlıdan Muhtar Nuri Mutlu ve oğlu Recep :Mutlu, Kökez’den Ahmet Kaya, Muhtar Kadir Karakaya, Bayramdüğünden Yusuf Çavuş, Sümenin Mehmet, Sümenin Hacı, Dölü Osman’ın Mehmet Çavuş Kum ve Amcası İzzet Kum gibi şu an hatırıma gelen; bu kişilerden dinledim.

Bu zamana kadar okuduğumuz kaynaklardan Eskil’in adının Esb-e Keşan yanı At Çeken’lerden geldiği yazılıydı. İlk defa farklı bir şey söylendi emmi?

Buralarda eskiden at yetiştirilmiş, bunlarda vergiden muaf sayılır, bu atları orduya gönderirmiş bu doğru ama Eskil’in adı oradan gelmiyor. 

Emmi son olarak, Eskil’in tarihindeki aklında kalan ilginç bir olayı anlatır mısın?

Bir mühür olayı var. Aksaray'dayım, orada Mehmet Perek vardı; kahve satardı. Babamgilin ahbabıydı, o yüzden beni de tanırdı. O sırada oraya orta boylu, takım elbiseli, kravatlı, foterli düzgün giyinimli bir adam geldi. Adı da Samsun Çarşambalı Şaban Şen'di. Eskil'de Şaban hoca olarak tanınıyor, öğretmenlik yapmış birisiydi. Kötüçoban Yaylası'ndan Sırmalı Ali Efendi hocanın, Safiye ablasının oğluymuş.“Delikanlı seni gözüm bir yerden ısırıyor ama” dedi. Ben de “eskilliyim” dedim. “Eskil'de bir mühür vardı, biliyor musun?” dedi. “Bilmiyorum” dedim. Üzerinde “Der Kasaba-i Nefsi Eskil” yazardı dedi. “Eskil'in mührüydü, ağaların cebinde gezerdi ama ağalar ne olduğunu bilmezdi” dedi. Ben Eskil'e gelince belki 100 kişiden sordum ama bulamadım. 45 sene sordum, baktım görmedim. Birinde Konya'dan gelirken, otobüste bir delikanlıyla oturduk; meğer mühür ondaymış. Ona büyük babalarından geçmiş. “Sana mührü gösteremem ama bir kağıda basıp vereyim” dedi. Sonra bir daha denk gelemedik. Onun haricinde, Eskil'e ait üç mühür daha varmış. O delikanlı Müftüye gösterdiklerinde üzerinde “Anamur ya da Anamor” yazdığını söylemişti. Ben de dedim ki, o “Ana Umur” yazılıdır, çünkü bu ana işlere bakan demektir.Ben üç dört tane olduğunu da Lale’nin Enver isimli Tosun Yaylası’ndan Enver Güden’den duymuştum; başka da Eskil’de kimse bilmiyordu.

Mehmet Ali Emmi, bu hoş sohbetinden dolayı teşekkür ediyorum. Allah uzun ömürler versin; bugün tarihe altın harflerle yazılacak yeni şeyler öğrendik. Allah razı olsun.

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN

celalettin başpınar 14 Aralık 2018

aksaraydan gelen rum tüccarlar varmış eskilin kuruluşunda rum tüccar yok zaten eskilin tarihi 600 700 yı l öncesi daha evveli tuz gölü havzası ve bataklık imiş karapınar tarafından gelip gümüşdüğün deki kum çukurlarndan göle karışan akarsu varmış o kumlarda onun millemesi olsa gerek

CEVAPLA

0 0

Ahmet Sağlam Kars36 14 Aralık 2018

Eskil in adının rum bir aziz den gelme iddiası saçmalık. Osmanlı arşivlerinde eski il olarak geçmekte. Eskiil bir kaza ismi olup bugün eskil olarak bilinen merkez ise muradca olarak geçiyor. Eskiil kazası muradca köyü yani. ayrıca bugün mersin olarak bilinen içel (içil), sivas civarında bulunan ancak bugün unutulan yeni il gibi isimler osmanlı da yerlesim yeri isimleri. isteyene osmanli 1831 1845 nüfus sayim arşiv evraklarini gönderebilirim.

CEVAPLA

3 0

Ahmet Sağlam Kars36 25 Ekim 2018

Eskil in adının rum bir aziz den gelme iddiası saçmalık. Osmanlı arşivlerinde eski il olarak geçmekte. Eskiil bir kaza ismi olup bugün eskil olarak bilinen merkez ise muradca olarak geçiyor. Eskiil kazası muradca köyü yani. ayrıca bugün mersin olarak bilinen içel (içil), sivas civarında bulunan ancak bugün unutulan yeni il gibi isimler osmanlı da yerlesim yeri isimleri. isteyene osmanli 1831 1845 nüfus sayim arşiv evraklarini gönderebilirim.

CEVAPLA

0 0

Misdava 25 Ekim 2018

Çok başarılı ve güzel.

CEVAPLA

0 0