Eskil Halkı Gavuröreni'nde 500 Sene Yaşamış

18.07.2019 - 12:17 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Tosun Yaylası’ndan İbrahim Güden oldu. Şimdi sizleri, bu hoş sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Eskil Halkı Gavuröreni'nde 500 Sene Yaşamış

Bu haftanın “Geçmişle Sohbet” köşesi konuğu, Eskil’in Tosun Yaylası’ndan İbrahim Güden oldu. Şimdi sizleri, bu hoş sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Emmi öncelikle kendini bir tanıt.

Yavrum ben Tosun Yaylası’ndan İbrahim Çavuş’un Dede’nin oğluyum. Adım İbrahim Güden, fakat halk arasında Çavuş geçer. 1939 doğumluyum, bir rivayete göre 1937 doğumluyum, o zaman zamanında yazdırmak nerde! 1946 ve 47’de okula 2’şer ay gittim. Biz okula gittiğimizde Eskil’de iki öğretmen vardı. 4 ve 5’inci sınıfı bir öğretmen, 1, 2 ve 3’üncü sınıfı başka öğretmen okuturdu.

Mehmet Kararlı, 4 ve 5’i okuturdu. Onlarda büyüklerdi, çoğu 4 ve 5’i okurken nişanlıydı. 16, 17 yaşlarında talebelerdi. Hırlağın Selam, Kılıç, Yüksecik’ten Muhtar Dursun, Hopun Yusuf bunlar hepsi gelirdi. Cavit Meral’lerin emsalleri bunlar.

Bizde Zeki Çar diye bir hoca vardı, onda okuduk. Ben 2 ay kadar bir sene gittim, iki ay kadar da bir sene gittim, onunla okul bitti bizim. Babam burada kışladı, kışlayınca okul bitti bizim.

Orakla ekinleri direrdik, örende. Bizim tarlaları orakla direrdik. O zaman biçer yoktu zaten, taşlı olduğu için atlı makinede giremezdi. 6 çocuktuk, birimiz azık çeker, 5’imizde orakla ekin direrdik.

Eskil’e çok gelir giderdik. Sular buradan Tuz Gölü’ne dolana dolana akar, biz baldırımıza kadar pantolonları sıvar, gece de gündüz de Eskil’e giderdik. O sanayinin oraya çıkınca, alelusul köprünün orada elimizi ayağımızı yıkar, kalanını da Eskil’de yıkardık.

Orada Sıddık Ebem vardı, 98 yaşında öldü, akıllı bir kadındı. O zaman Eskil’in hepsini bilirdim. Ama şimdi senin gibi yeni yetmeleri bilemiyoruz. Ama simayen  tanımaya çalışıyoruz. Kara Mustafa’nın Ali’nin oğluyum deyince, bir ucun hemen Sırmalı’lara gidiverdi.

Sırmalı Ali Hoca vardı, bir gün yine gidiyoruz Eskil’e; boğuşur giderdik. Lakin genciz, 16 17 yaşlarında. Birbirimizi suya basarız, bilmem ne yaparız. Her tarafımız çamur oldu. Susak deriz, oraya geldik, köprüden, Sokarıklı’dan da Ali Efendi Hoca geldi. Bir çift kıratı var. Bilmiyorum Abdullah sürüyor, bilmiyorum öteki Kamil sürüyor.

Susak, şimdi moloz yığınlarının olduğu yerdeydi. Bir iki merdiven aşağı iner su alırdın oradan. Orada, elimizi yüzümüzü yine su atmayınan yıkadık. Her tarafımız, elimiz yüzümüz çamur. Hoca durdu, bizi aldı, 4 kişiyiz.

“oğlum nereden gelirsiniz?”

Yalan söyleyelim dedik şimdi, hocayı saydığımızdan, tutup da boğuştuk birbirimizle desek olmayacak yani. “Hoca emmi, biz çobanların ağılını tuttuk; şimdi de Eskil’e gidiyoruz.” Dedik.

“vay vay vay” dedi “yorulmuşsunuzdur”

Omuzunda, yeleğin altında mendil vardı, onu çıkardı benim yüzümü sildi. Herkesin yüzünün çamurunu sildi.

Böyle olurdu, böyle giderdik, böyle gelirdik; bu işler böyleydi.

Siyasetle de haşır neşir olduğunu duydum emmi. Neler geçti başından?

1954’te bizim Demokrat Parti kazandı. Bende Demokrat Partiliyim. Bizim burada aza Kuru Hasan’ın Murtaza var, Memik emmi var.

O zaman burada Cafer Hoca Halk Partiliymiş de, halk onun hatırını kırmamak için seslenmezlermiş. O zaman benim oyumda yok daha 16 – 17 yaşındayım ama fanatiktim. Bize bir kamyon geldi, Aksaray’dan. Hayni bindik kamyona, Murtaza’nın anasıyla, ikide karısıyla buradan Kaputaş’a oy atmaya gittik.

Bizim arabaya binende yok. Biz diyoruz ki, “gelin binelim, götürelim, getirelim; kamyon boş gidip geliyor.” Onlarında bir minibüsü var, binmediler.

Neyse biz o zaman azaları kazandırmışız. O zamanlar 9 aza mı ne vardı, reis ayrı çıkmazdı. Azalar, aralarından birisini başkan seçerdi. Haydi bakalım Murtaza sen ol, Murtaza ben olamam demiş; öteki olamam, Bizim bacanak Eşref vardı, ona demişler, o demiş olamam. Kel Reis dediğimiz, çoban adam, okuma yazması da yok; “ben olayım” demiş, o oldu. Bunlar da aza oldu.

1960’a kadar, götürdüler. O zamanda inkılap oldu, elinden aldılar.

O zaman mesela, seçim sonucunu da ta bir hafta sonra öğrendik biz. O zaman şimdiki gibi telefon yok, televizyon yok. Kim kazandı, işte Demokratlar kazandı. Onu da bir ata arabası, Aksaray’a giderse, öyle gelirdi bize haber. Eskil’de sayım yapılmazdı, oyu verirdik, Aksaray’da sayılırdı.

Kel Oğlan onunla reis olmuştu. Dediğim gibi okuma yazması yoktu, Aşığı kendine muhasebeci aldıydı, diğer evraklarının içerisinde, istifa dilekçesini de vermiş, bu muhasebeci, okuma yazması olmadığı için, onu da imzalatmış Kel Reise.

Daha önceleri anlatılan bir hikaye daha var. Köydeki Hatip Emmiyle, Cafer Emmiyi Halk Parti’sine sandık başı yazmışlar. O zamanlar oyların hepsi de Bozcamahmut’ta atılırmış, tam Kıraç’la Eskil’in ortası olduğu için orada atarmış herkes.

Bizimki biraz tembeldi, Hatip Emmi bir gün öncesinden gitmiş, Cafer Emmide o gün Eşekle gitmek için yola çıkmış. Yolda görmüş Hatip emmiyi, “ne oldu emmi demiş.” Gellen demiş, tamam hallettik. O zaman Eskil’in kaç oyu var, hepsini de Halk Parti’ye basıp, gelmişler.

Eskil’in kurulumu nasılmış emmi biliyor musun?

Benim bildiğim, Gavuröreni denilen yerde 500 sene kalmış Eskil. O zamanın halkı, orada kalmış, Müslüman. Sonra Gavuröreni kalmış adı. Sonra İnağız’lara gelmiş. O zaman İnağızlar’a, iniverdin mi ağızda derlermiş.

Eskil’ eyerleşmişler ondan sonra. İlk başta pınarların başına ev yapmışlar, Eskil’e gelenler, pınardan uzaklaşarak ev yapmaya devam etmişler.

Eskiden her şey birlik yapılırmış emmi. Mesela neler yapardınız, nerelere giderdiniz?

Herkes sapını, samanını sürer, ahırını doldurur, samanını nodalardı, keleğe giderdik. Bu köyün kaç kişisi var, 40 kişisi var. kırk kişinin kaynı birleşir, Kırkıl’a keleğe giderdik. Herkes birbirini beklerdi, şimdi o yok ki, öldüğünü istiyorlar neredeyse.

Şimdi eski saygı sevgi, yok ki. Ben 20 sene sigarayı tüm büyüklerimden gizli içtim. Çocuğunan başladım, 10 yaşında 30 yaşına kadar köyün büyüklerinin hepsinden gizlerdim.

Emmi, siz büyüklerimizin maşallah hem zekası çok yüksek hem de hafızası.

Bizim burada bir Zeynel emmi vardı, “Babalık” derlerdi. O, koyunu hesap ederdi. Koyunun hakkını falan, şöyle gözünü yumuverirdi, metelik hesabı yapardı. Birde metelik vardı evveli, kuruşun dörtte biri mi neydi. Metelikle koyunun hesabını çıkarırdı. Kaç koyun güttük, işte 1000 koyun; şu kadarı güdüldü mü, bu kadar toklu verir derdi.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN