Celal Usta'dan Komik Anılarda Üçüncü Bölüm

10.10.2019 - 18:56 | Son Güncelleme: |
Yorum Yap
Bu hafta “Geçmişle Sohbet” köşemizde yine sizlerin yoğun talepleriyle, Köşk Yaylamızdan Celal Usta oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Bu hafta “Geçmişle Sohbet” köşemizde yine sizlerin yoğun talepleriyle, Köşk Yaylamızdan Celal Usta oldu. Şimdi sizleri bu sohbetle baş başa bırakıyoruz.

Şimdi Emin’im, insan başından geçmeyen bir olayı anlatamaz. İllaki yaşayacaksın, göreceksin, ondan sonra anlatabileceksin. Tarihin birinde buraya bir kooperatif kuruldu, benim arazimde o kooperatif sahasının içerisinde. Fakat 12 kuyu var, 12 Bin dölüm arazi var. bu kuyular, bu tarlaları sular mı? Tabii ki sulamaz.

Bende “tarlaya özel bir kuyu alayımda, kendi tarlamı sulayım” dedim. O zamana kadarda özel kuyu yok. Buradan devlet su işlerine gittim. Sordum soruşturdum, dördüncü bölge müdürlüğü veriyormuş. Oraya vardım. İçeride bir adam oturuyor, ona dedim ki:

“Beyefendi, ben Eskil’den geliyorum. Şöyle şöyle bir durum var. Eğer zatıâliniz izin verirse, ben kendime özel kuyu alacağım”

“Olmaz efendim” dedi müdür. “O kooperatif sahasının içerisi, ben oraya özel kuyu ruhsatı veremem”

“Beyefendi, bu ruhsatı ben senden alacağım. Benim zaten 20 çocuğum var, istikbalim sönmüş. Çocuklar beni buraya gönderdi. ‘Git bir tarlamıza kuyu aldır da, başkasının tarlasında çalışmayalım, kendi tarlamızda çalışalım.’ dedi bende o laf üzerine geldim. “

“Olmaz” dedi. Bende “bu ruhsatı senden alırım müdür bey” dedim. Vallahi böyle.

“Nasıl alacaksın, şimdi sana polis çağırırım” dedi. “Polis ne yapacak” dedim. “işini gücü yok, burayı bekleyip, duracak değil ya. Beni kapıdan kakalar, çıkarır; o gitti mi tekrar girerim ben”

“Çık dışarıya” dedi.

“Bu devlet dairesini baban mı yaptırdıydı müdür bey” dedim “Ben vatandaşım, çıkmam buradan”

“Çık” falan derken, orada bir misafir koltuğu varmış, geçtim oraya oturdum. “Hadi çıkar bakalım, çıkarabiliyor musun?” dedim.

Bir iki volta attı, sinirlendi ama en son “Gel yav, gel” dedi.

Ondan sonra beni İdris Bey diye birisinin yanına götürdü. Ona dedi ki, “İdris bey, şu adama ruhsatı ver gönder, bir daha gözüm görmesin”

Oradan işimi hallettim, sonra TEDAŞ müdürüne vardım, o zaman adı TEK’ti.

“Müdür bey benim şöyle şöyle bir işim var. Kooperatif sahasında tarlam var, buraya özel kuyu kazdıracağım. Abonelik istiyorum” dedim.

“Kooperatif sahası içerisinde, özel kuyuya elektrik veremeyiz” dedi.

“Sana abim sıfatıyla sesleniyorum” dedim. “Benim senden bir tek ricam var. Allah’ını seversen, Cumartesi veya Pazar gün arabana bin, benim oraya bir gel, incele. Eğer sen bu kuyular, bu araziyi sular dersen, bir daha sana gelmeyeceğim”

Biz geldik onla, Pazar günü adam devletin resmi aracıyla çıktı geldi. o zaman koyunculuk falanda yapardık. Hemen bir koyun kestik, hanıma pişirttik, yedik içtik.

Dedi ki, “Bir gidelim, senin araziye bakalım”

“Tamam” dedim, gitmeden öncede hanıma dedim ki, “kuzunun iki budunu güzelce sar, ben işaret edince hemen koşa koşa getir.” Tabii birkaç şey daha öğrettim bunla birlikte.

Uzatmayım, adam tarlayı gezdi, gerçekten de “bu kuyular, bu araziyi sulamaz” dedi.

“Sen birkaç gün sonra gel” dedi. o sırada tekrar eve geldik müdür bey giderken hanıma işaret verdim, koşa koşa geldi.

“Müdür bey” dedi “Böyle olmuyor ama, yenge hanımı niye yanında getirmediniz. Siz ne güzel burada köy ayranını içip, yemeğinizi yediniz ama yenge hanımı getirmemişsiniz. Bir daha geldiğinizde, hanımınızı da getirin” dedikten sonra, sardığı koyun butlarını “bunu da eşinize götürün” diye verdi.

Herifin avrat dedi mi, eli ayağı bir birine karışıyor ama.

Neyse birkaç gün sonra, dediği gün vardım müdürün yanına. Bir proje çizdirmiş ki, ben bir trilyon versem çizdiremem. Aksaray Konya yolunun projesini almış, kooperatifleri ayırmış. Bizim kooperatiften kaç metre kablo çekilecek, onu belirtmiş.

“Al” dedi “Verdi elime, fak yük tevzi başkanlığına varacaksın, Ankara’da” dedi.

Ömrümde de Ankara’ya hiç gitmedim. O zamanda iki tane biçerdöverim var, Karapınar’da çalışır birisi. Yanında usta yok, iki şoför var. eğer biçerler arızalanırsa, telefon yok, bir şey şimdi ki gibi. Eğer arıza denk gelirse haberin olur, yoksa hiç haberin olmaz.

“Ulan kimle gitsem falan” derken, “kendim giderim, beni yiyecek değiller ya” dedim. Hemen bindim gittim, oraya varınca da taksiye binip, müdürün dediği başkanlığa vardım. Orası ta 12’nci kattaymış, dön, dön merdivenlerden çıktım. O zaman asansörü vardır binanın da biz tabii ne asansörü biliyoruz ne de binsek, onu çalıştırabiliriz.

Buradan giderken de, TEDAŞ Müdürü “Oğuz Balkan diye birisi var, şu kartı ona göster yoksa işin olmaz” dedi.

O da oranın müdürüymüş, gittim müdürün odasına, durumu anlattım; o da beni bir odaya götürdü, tüm kızlar çalışıyor.

Orada dosyamı aldıktan sonra, sen git biz bunu “göndeririz” dediler, ben “olmaz”

“Ben bir köylüyüm, buraya bir daha gelemem. Eğer çıkmazsa şu köşede oturur beklerim bitene kadar” dedim.

Onlarda tabii huylanıyorlar, gel git derken, bir ay, bir hafta dediler en sonra öğleden sonra gel” dediler.

“Tamam” dedik, öğleden sonra vardım bizim dosya çıkmış; “Bu seferde bu artık resmi belge, bunu sana veremeyiz” demesinler mi?

Neyse Emin’im, oradan bir Niğdeli memur buldum, dilekçe verdik, “tüm mesuliyeti kabul ediyorum” diye dosyamızı aldık geldik.

Kooperatif elektriğinden, kendi kuyumuzu açtırdık.

 

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN